1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer

Makaleler

 

Üniversitemiz Fen Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü tarafından II. Mahmut Devrinde Bir “Calculus” Kitabı başlıklı konferans 21 Nisan 2014 Pazartesi günü saat 14:00 da gerçekleştirildi.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Matematik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Tezer’in konuşmacı olarak katıldığı etkinlik Fen Edebiyat Fakültesi Konferans Salonunda gerçekleştirildi. Üniversitemizin Mühendislik, Fen Edebiyat Fakültelerinin öğrencilerinin yanı sıra Çorum Fen Lisesi öğrencileri de etkinliğe katıldılar.

Prof. Dr. Cem Tezer, Sultan II. Mahmut’un bizzat alakadar olarak yazılmasına vesile olduğu bir ders kitabı olan “Mecmua-ı Ulum-u Riyaziye” yi tanıtmış, bu kitaptan parçalar göstermek suretiyle metnin o devir için büyük bir hizmet olduğunu işaret eden bir konuşma yapmıştır.

 

Prof. Dr. Cem Tezer’in konuşmasının sonunda Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Demiryürek Rektörümüz Prof. Dr. Reha Metin Alkan adına kendisine teşekkürlerini sunmuş ve bir plaket takdim etmiştir. Etkinliği öğrencilerimiz ve akademisyenlerimiz büyük bir ilgi ile takip etmişlerdir. Matematik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fatma Muazzez Şimşir benzeri etkinliklerin ilerleyen tarihlerde de süreceğini belirtmiştir.

FEN EDEBİYAT FAKÜLTESİ’NDE DOĞU SORUNUNUN MİRASI ERMENİ MESELESİ KONFERANSI GERÇEKLEŞTİRİLDİ 

Fen edebiyat fakültesi dekanlığınca organize edilen “Doğu Sorunu Ermeni Meselesi” başlıklı konferans 22 Nisan 2014 Salı günü saat 10.00’da Fen Edebiyat Fakültesi konferans salonunda gerçekleştirildi. Fırat Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün katıldığı etkinlik yaklaşık iki saat sürdü. Öztürk ilk olarak Şark meselesinin ne olduğundan ve nasıl başladığından bahsetti. Öztürk’e göre Şark meselesinin doğuşunu dört aşamaya ayrılır. Batıyı tehdit eden ilk doğu seferi Pers istilaları ve Sasani’lerdir. İkinci açama ise M.S Hun tehdidi gelmektedir. Dolayısıyla batı için ikinci aşamada Türk tehditleri başlamıştır. Üçüncü aşama İslam akınlarıdır. Bunlar Hz. Ömer döneminde başlayıp İspanya’ya kadar yayılmıştır. Dördüncü olarak Selçukluların Malazgirt zaferi ve Anadolu’nun fethidir. Bundan sonraki süreçte Batı Haçlı seferleri ile tepki göstermeye başladı. 1094’ten 1296’ya kadar toplam on iki sefer düzenlediler. Ancak Öztürk’e göre bu Haçlı seferleri bir ruh ve idealdir. Bu on iki seferden sonra Osmanlı dönemindeki Viyana muhasarası, I. Dünya savaşı, Çanakkale cephesi de bir haçlı seferdir. Hatta günümüzde de bu haçlı seferleri ruhu devam etmekte ve sürdürülmektedir. Şark meselesi gibi bir sorunun ortaya çıkma sebebi ise, Batıya olan tehditlerin hep doğudan gelmesidir. Zaten doğunun bir meselesi değil batılıların meselesidir. Doğu, batı için tehdit oluşturmayı her zaman sürdürmüştür.  

 

Konferansın ikinci bölümü ise Sanayi Devrimi öncesi uluslararası alanda siyasi ve diplomasi araçlarının değişmesi üzerinde duruldu. Sanayi öncesi toplumlarda dört diplomasi aracı vardı. Bunlar askeri, iktisadi güç ile siyasi evlilik ve rehin usulüydü. Ancak sanayi sonrası bunlardan bazıları değişirken yeni eklemelerde yaşanmıştır. Buna göre askeri ve iktisadi güç varlıklarını korurken siyasi evlilikler saltanat döneminin bitmesi nedeniyle sona ermiştir. Rehin usulü ise şekil değiştirmiştir. Yerine muhalefet unsurlarının ülkede misafir edilmesi tercih edilmeye başlandı. Dolayısıyla etkin güç unsurları muhafaza edildi. Bunların dışında teknoloji ve sermaye transferleri eklenmiştir. Ayrıca tarih diplomasi alanında baskı unsuru olarak kullanılmaya başlanmıştır. Öztürk’e göre, Ermeni meselesi de bunlardan bir tanesidir. Rusya ve diğer Avrupa devletleri bu meseleyi kullanarak bölgede hâkim güç olma amacındadırlar. 1915’te tehcir kararı alınmıştır. Bir soykırım olmamakla birlikte mukatele söz konusudur. Bu Ermenistan ile Türkiye arasındaki bir anlaşmazlık değil Rusya ile Batı arasındaki bir mücadeledir. Öğrencilerin ve konukların yoğun katılımıyla gerçekleşen konferansın ardından Prof. Dr. Öztürk gelen soruları cevaplandırdı. Konferans sayın Prof. Dr. Mehmet Demiryürek’in plaket takdimiyle son bulmuştur.




Fen-Edebiyat Fakültesi dekanlığınca organize edilen “Osmanlı Tarihi Söyleşileri” başlıklı konferansın ilk oturumu 17 Nisan 2014 Perşembe günü saat 10.00 da gerçekleştirildi. Birminghan Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Rhoads Murphey’in konuşmacı olarak katıldığı etkinlik Fen Edebiyat Fakültesi konferans salonunda gerçekleştirildi. Yaklaşık iki saat süren “Osmanlı’da Adalet” konulu konferansında Prof. Murphey; Osmanlı Devleti’ndeki adalet anlayışını örnekler vererek açıkladı. Buna göre; 1675 tarihli şikâyet defterinden, II. viyana kuşatması sırasında Macaristan’daki halkın desteğini sağlamak için beyanname yayınlanmasından bahsetti. Daha sonra Kanuni’nin 1535 yılında Bağdat Seferi sırasında Haleb’e gelince Divan kurup şikâyet dinlemesi ve bunun önemi üzerinde durdu. Narh ve ihtisap gibi uygulamaların da devletin adalet anlayışı ile ilgili olduğunu söyledi. Porf. Murphey’e göre İstanbul’da pazarlar teftiş edilir, narha uymayanlar cezalandırılırdı. Halkın  “refahiyeti” önemliydi. 1695’te III. Mehmet tahta çıktığında ilk yaptığı iş “adaletname” yayınlamak olmuştur. Padişahların memleket gezilerine çıkmaları tebdil-i kıyafet gezmeleri adaletle alakalıydı. Bir yerde afet olmuşsa padişah vergi muafiyeti koyar, halktan beklentilerini azaltır, yardımlarda bulunurdu. Doğal afetlerde şehrin şenlenmesi için çok az fiyata gerekli maddeler temin edilirdi. 

Prof. Murphey’e göre, Osmanlı yöneticilerinden biri II. Mahmut’a sunduğu ıslahat layihasında padişahın idarecilere güvenmemesini, idarecilerin kendi ceplerini doldurmaları niyetinde olacağını belirterek “nefsaniyet” ifadesini kullandığını belirtti. Büyük Selçuklu veziri Nizamülmülk de sultana aynı tavsiyelerde bulunmuştu. Bu sistemi padişah icat etmedi. Padişah azl, katl, müsaade tehdidiyle yöneticilerini adil olmaya zorlayabiliyordu. Osmanlı İmparatorluğu her zaman adalete önem vermiştir. Halkın isteğine çok önem veriliyordu. Balkanlarda demiryolu yapılması halkın bağımlılığının devamı, halkın memnuniyeti içindir. Din hürriyeti de verildi. Fatih devrinden imparatorluğun son dönemine kadar Osmanlı adalet anlayışı hiç değişmemiştir. Önemli olan halkın memnuniyeti ve adil bir yönetimdir. Osmanlı yönetimi her zaman şikâyet dinlemeye açıktı. Osmanlı Devleti’nin halk memnuniyeti ve refahiyeti anlayışı Osmanlı tarihi boyunca değişmemiştir. II. Mahmut’un “adli” unvanını alması çok önemlidir. Devletin tarih boyunca halkın memnuniyetine ve refahiyyetine çok önem verilmiştir. Öğrencilerin yoğun katılımı ile gerçekleşen konferans sonunda konuk Prof. Rhoads Murphey öğrencilerin sorularını cevaplandırdı.

 

 FEN EDEBİYAT FAKÜLTESİ’NDE OSMANLI TARİH SOHBETLERİ KONFERANSI GERÇEKLEŞTİRİLDİ  

Hitit Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi dünyaca ünlü İngiliz tarihçi Rhoads Murphey’i ağırladı. Prof. Murphey, Fen Edebiyat Fakültesi konferans salonunda 18 Nisan 2014 Cuma günü gerçekleştirilen ikinci konferansında “Osmanlı Tarih Yazıcılığı” konusundaki düşüncelerini dinleyicilerle paylaştı. “Osmanlılar hep övmek amacıyla tarih yazmamışlardır” diyen Profesör Murphey, resmi tarih yazıcılığı görevi olan Vakanüvislik kurumu kurulmadan önceki Osmanlı tarih yazarlarının yükselmek, taltif edilmek veya amirlerinin başarılarını yücelterek onların yükselmesini sağlamak gibi amaçlarla da tarih yazdıklarını, bu anlamda “tarih”in bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Tarih eseri yazdıranların her zaman padişahlar olmadığını vurgulayan konuşmacı, Gazavatnamelerden, Menakıbnamelerden ve Şehnamecilikten de bahsetti ve Osmanlı tarih yazarlarının çoğunun aslında ilk iş olarak başka işlerle uğraştıklarını, tarihçiliği ikinci iş olarak yaptıklarını belirten konuk profesör, tarihçinin ilk vazifelerinden birinin “öğüt vermek” olduğunu söyledi. Prof. Dr. Murphey, “Koçi Bey Risalesi” adlı eseri de bu bağlamda değerlendirdi. Padişahlara tavsiye vermek için yazılan bu risalelerin sunulduğu padişahların değişmesiyle eserin dil ve üslubunun da değiştiğini, bunun nedeninin ise “padişahların eseri anlamasını kolaylaştırmak amacı” olduğunu vurguladı.

Osmanlı tarih yazarlarının birçoğunun süslü bir anlatımı tercih ettiğini belirten konuk Profesör Ayrıca halk için sade bir dille yazılmış tarihlerin de bulunduğunu belirtti. Buna örnek olarak Barbaros Hayrettin Paşa’nın Hatıraları ile “Tiryaki Hasan Paşa” hakkında yazılan eserleri örnek veren Murphey, eserin Barbaros Hayrettin tarafından mı yoksa onu çok seven biri tarafından mı yazıldığının tam olarak bilinmediğini, ama anıların 1535’ten önce, yani Barbaros’un henüz Kaptan Paşa olmadan önce yazılmış olmasının önemli olduğunu söyledi.  Murphey’e göre, “Gazi ve kahraman” olarak sunulan “Tiryaki Hasan Paşa” eserinin yazarının eseri yazma amacının göz ardı edilmemesi gerekir.

İlk Osmanlı vakanüvisi Mustafa Naima Efendi üzerinde duran Prof. Dr. Rhoads Murphey, Naima’nın kendi yaşadığı dönemi yazmadığını, Hicri 1000-1065 yıllarını yazdığını, yazarın kendi dönemini yazmasının tehlikeler arzettiğini belirtti. Murphey’e göre, bununla birlikte Naima eserinin önsözünde kendi dönemindeki bazı uygulamaları, örneğin israf, gösteriş vs., üstü kapalı olarak eleştirmiştir. Naima’ya göre “muhteşem bir devlet” lazımdır. “Yabancı elçi vb gibi görevliler kabul edilirken, saray görevlilerinin devletin şanına uygun giyinmeleri ve devletin prestijini göstermeleri gerekir. Bu zorunlu bir harcamadır.”

Farklı amaçlarla farklı kişiler tarafından yazılmış tarih eserlerinin aslında bir zenginlik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Rhoads Murphey, zamanımızın yani modern çağ tarihçilerinin Osmanlı tarihçilerinin eserlerini farklı amaçlarla kullanabileceklerini ifade ettikten sonra dinleyicilerin sorularını cevaplandırdı.

Fen-Edebiyat Fakültesi’nde 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitlerini Anma Programı Düzenlendi